K.T.Ü. Edebiyat Fakültesi, Sosyoloji Bölümü.
+90 (462) 377 43 78
m.yavuzalptekin@gmail.com

Makaleler

Karadeniz Teknik Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü

Uluslararası Hakemli Dergiler

Ortadoğu’da Oryantalist Kışkırtma ve Kürtler

Musa Yavuz Alptekin | Karadeniz Teknik Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 14, 2017, ss. 375-399.

Özet / Abstract

Bu çalışmada esas olarak, Batılı entelektüellerin Ortadoğu’daki halklardan Kürtlerle ilgili yazın faaliyetleri analiz edilmektedir. Ortadoğu ve Kürlerle ilgili düşünen, yazan ve faaliyet gösteren entelektüellerin çoğunun Ortadoğu hakkındaki reel bilgisi tartışmaya açıktır. Bu çalışmada, söz konusu “entelektüeller”in bu konularda nesnel bilgi, belge ve tecrübeye sadık kalmaksızın yazın faaliyetleri yürüttükleri iddia edilmektedir. Bu genel iddia içerisinde Kürtlerle ilgili olarak gündeme getirilen “Dünyada devleti olmayan en büyük etnik grup” ifadesinin doğru olmadığı ve buna rağmen konunun sistemli bir propagandanın öznesi haline getirildiği ispatlanmaya çalışılmaktadır. Bu kapsamda konuyla ilgili yirmiden fazla önemli çalışmadan örnekler sunulmakta ve bu çalışmalardaki ilgili tutumlar yedi alt başlıkta kategorize edilmekte ve incelenmektedir. Bu yedi alt başlık şunlardır: Kürt Milliyetçiliğini Canlandırma Gayreti; Ulus-Devletlerin Topraklarını Etnik Renge Boyama Merakı; Devleti Olmayan En Büyük Etnik Grup Saplantısı; Kürt Kökenli Şiddet Hareketlerini “Demokratik Haklar” Mücadelesi Veren Sivil Toplum Kuruluşları Gibi Gösterme Gayreti; Kürtlerin Sorunlarını Filistin Araplarıyla İlişkilendirme Gayreti; Bölücülük Yapmaktan Çekinmeme; Kürtleri Dünya Gündeminde Tutma Gayretleri. Her başlıkla ilgili farklı araştırmacıların kitaplarından örnekler sunulmakta, savunuların tutarlılığı incelenmektedir. Bütün bu faaliyetlerin bilimsellik değil ama Oryantalizm perspektifinden bir anlam ifade edebileceği yorumu yapılmaktadır.

Siyasal ve Kültürel Yönleriyle Trabzon’da Muhafazakarlık

Özge Koç, Musa Yavuz Alptekin | Karadeniz Teknik Üniversitesi, Karadeniz Araştırmaları Enstitüsü Dergisi (KAREN), Yıl: 2016, Sayı: 2, ss. 95-179.

Özet / Abstract

Muhafazakârlık, günümüz toplumlarının büyük kesiminde kabul edilen bir olgu ve özellikle son dönemlerde dünyada ve ülkemizde, siyasetten günlük hayata birçok yerde sıkça anılan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Genellikle bir siyasi ideoloji olarak ele alınan muhafazakârlığı, bir düşünme biçimi ve mizaç olarak tanımlayanlar da bulunmaktadır. Bir anlamda, hayata bakış açısını anlatan ve çeşitli kaynaklardan beslenen muhafazakâr düşünce biçiminin, tarihsel süreçte meydana gelen birtakım olaylar sonucunda ideoloji haline geldiği ifade edilmektedir. Ortaya çıkışı itibariyle Batı kökenli olan muhafazakârlık, onu hazırlayan koşullar sebebiyle de modern bir ideoloji olarak adlandırılmaktadır. Siyasal muhafazakârlık temelde hâkim sınıfların ideolojisi olduğundan, şehir halkının muhafazakârlığına yönelik yapılan bu çalışmada muhafazakârlık, toplumsal değerlerin sürekliliği üzerinde duran kültürel muhafazakârlık bağlamında; gerek Türkiye muhafazakârlığı gerekse Trabzon ili halkının muhafazakârlığı bireysel veya toplumsal anlamda bir düşünme biçimi, duyuş ve mizaç şeklindeki muhafazakârlık tanımı doğrultusunda ele alınmıştır.

Trabzon Örneğinde Anadolu Nüfusunun Demografik Bileşimi ve Türkiye’de Ulus-İnşası

Musa Yavuz Alptekin | Karadeniz İncelemeleri Dergisi, Sayı: 21, 2016, ss. 59-86.

Özet / Abstract

Osmanlı Coğrafyasından Anadolu’ya gerçekleşen kitlesel göçleri araştıranlara göre, kabaca 1829 yılından Kurtuluş Savaşı sonrasına kadar devam eden süreçte Anadolu’ya 5-7 milyon civarı Osmanlı nüfusu naklolmuştur. 1927 yılında yapılan ilk nüfus sayımında ülkenin nüfusu kabaca 14 milyon çıkmıştır. Söz konusu 5-7 milyon muhacirin doğal nüfus artışı hesaba katılmasa bile, 14 milyonluk nüfusun en az yarısını, Osmanlı Devletinin çeperdeki vatandaşlarının oluşturduğu saptanabilir. Dolayısıyla yeni Türk Devletinin nüfusu, eski Türk (Osmanlı) Devletinin Müslüman nüfusunun sıkıştırılmış, yoğunlaştırılmış ve harmanlanmış bir bileşimi olarak ortaya çıkar. Bugün “Türk Milleti” dediğimiz olgu bu bileşimin eseridir. Bu çalışmada sırasıyla: 1-Anadolu ve Trabzon nüfusunun göç etme sıklığı, 2-Son bir asırdaki göç yolları ve 3-Etnik köken, din ve bölge-dışı evliliklerin demografik dökümü, 4-Bütün bu demografik verilerin Türkiye’de Ulus-İnşa sürecine yansımaları incelenecektir.

Kapitalizmin Ortaya Çıkışı: Jeo-Kültürel Yaklaşım

Musa Yavuz Alptekin | Karadeniz Teknik Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 10, ss. 231-241, Aralık 2016.

Özet / Abstract

Bu makalede Kapitalizmin ortaya çıkışı ve kaynakları İktisat Sosyolojisi perspektifinden ve Jeo-kültürel bir yaklaşımla ele alınacaktır. Bu kapsamda Kapitalizmin Avrupa’da ortaya çıkmasını sağlayan özgün nedenlerin tespit edilmesi amaçlanmaktadır. Bu bağlamda daha önce dile getirilen ve öne çıkan yaklaşımlardan biri tarihsel maddeci yaklaşım, diğeri de kültürü esas alan Kültürcü yaklaşımdır. Her ikisinin de konuyu açıklamakta yetersiz kaldığı düşünülmekte ve üçüncü bir yaklaşımın verimi test edilmektedir. Bu yaklaşım çerçevesinde, gerek iktisadi pozitivizm anlamında tarihi maddecilik yaklaşımının ve gerek toplumsal alışkanlıklar ve değerler manzumesi olan kültürü ön plana çıkarma anlamında Kültürcü yaklaşımların ikisini birden belli ölçüde içine alan ama denkleme bütün boyutlarıyla coğrafyayı da ilave eden bir yaklaşım olarak Jeo-kültürel bir yaklaşımla kapitalizmin ortaya çıkışı açıklanmaya çalışılacaktır.

Meskhetian Turks in Fourth Land: Identity and Socio-economic Integration into American Society

Musa Yavuz Alptekin | Journal of Identity and Migration Studies, Vol. 8:1, 2014, (pp. 47-67)

Özet / Abstract

This study examines the socio-cultural life in the new land and integration processes into the host community of the 75 Meskhetian Turkish households resettled in Denver, Colorado. The traditional homeland of the Meskhetian Turks, as one of the dozens, if not hundreds, immigrant communities living the U.S.A., is Akhaltsikhe, a district in the region Samtskhe-Javakheti within the borders of the modern-day Georgia. In 1944, the Meskhetian Turks were forcibly removed from their homeland and exiled en masse to various countries in Central Asia by the Soviet Union. A significant part of those resettled in Uzbekistan were transferred to the city of Krasnodar in Russia, after the Ferghana Events of 1989. In 2004, due to the conditions of resettlement, 12,500 Meskhetian Turks immigrated to the U.S, under a refugee program, and dispersed throughout 26 states. Using the methods such as surveys, in-depth interviews and participant observation with an integrated approach, this study examined the family and community social structure of the Meskhetian Turks currently living intensively in Denver, Colorado. The study illustrated their cultural aspects, and tried to identify the present day of the process of integration into the U.S. society, as well as to envisage the probable future of this integration.

Sosyoloji’de Coğrafyacı Yaklaşım ve Trabzon’da Toplumsal Karakterin Ekolojik Yorumu

Musa Yavuz Alptekin | Karadeniz İncelemeleri Dergisi, Sayı: 15, 2013, ss. 77-98.

Özet / Abstract

Sosyoloji, sosyal bilimlerin interdisipliner karakteri en yüksek disiplinidir. Coğrafya, tarih, psikoloji ve iktisat bilimleri Sosyoloji’nin en fazla temasta olduğu bilim dallarıdır. Sosyoloji toplumları bu bilim dallarından her birinin bakış açısından da açıklayabilir. Böylesi bir açıklamayı, Trabzon’da yaşayan bölge toplumuyla ilişkili olarak, Sosyolojik çerçevede ama Coğrafyacı bir yaklaşımla yapmak mümkündür. Genelde Doğu Karadeniz ve özelde Trabzon toplumu dinamik, fevri (asabi), zeki, yerel kimlik idraki yüksek, tutumlu ve gösterişli olarak nitelendirilebilecek bir dizi ayırt edici özelliğe sahiptir. Bütün bu ayırt edici toplumsal özellikler, coğrafi şartlar, iklim, bitki örtüsü, denizellik ve beslenme şekilleriyle açıklanabilir. Trabzon toplumunun dinamizmi yeryüzü şekillerinin istikrarsız, diğer ifadeyle dinamik oluşuna; Trabzon’da denizin çok dalgalı ve hareketli oluşuna; hava şartlarının gün içinde çok değişken seyretmesine, temel besin kaynaklarından mısırın insani hareketlendirmesine bağlanabilir. Diğer toplumsal karakterler de benzer şekilde yerel coğrafi şartlarla ilişkilendirilebilir.

ABD-Colorado’da Yaşayan Ahıskalı Türk Topluluğunda Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Hayat

Musa Yavuz Alptekin | Sosyoloji Konferansları, 2013, Sayı: 47, ss. 1-30.

Özet / Abstract

Kafkasya’da kadim Türk yurtlarından birisi olan Ahıska bölgesi, bugün Gürcistan sınırları içerisinde bulunmakta olup, Gürcü ve Ermenilerle meskundur. Zira yüzyıllar, belki binyıllardır bu bölgede yaşayan Ahıska Türkleri 1944’te bölgeden çıkarılmış ve çeşitli ülkelere sürgüne gönderilmişlerdir. Bu çalışmada önce Özbekistan’a, oradan Rusya’nın Krasnodar şehrine sürülen ve nihayet buradan da Amerika’ya göç eden Ahıska Türklerinden ABD’nin Colorado bölgesinde yaşayan Ahıskalıların sosyal, kültürel ve ekonomik hayatı incelenmiştir. Bu incelemeyle vatanından topluca sürülmüş ve tekrar göç etmek zorunda kalmış bir Türk topluluğunda meydana gelen toplumsal değişmeler izlenmeye çalışılmıştır. Araştırma, Colorado bölgesinde, daha çok Denver çevresinde yerleşmiş bulunan 75 hane Ahıska Türkü arasında altı ay kalınarak yapılmıştır. Araştırma kapsamında gerekli nitel ve nicel veriler etnografik gözlem ve anket yöntemiyle elde edilmiştir. Beş, altı yıldır Colorado’da yaşayan Ahıskalı Türk topluluğunun hızla ekonomik hayata entegre olduğu gözlemlenmiş, sosyal ve kültürel anlamda ise sürecin daha zor olacağı tespit edilmiştir. Yeni kuşakta ana dilin korunması, dini inançların ve geleneksel yaşama tarzının devamı gibi konular en can alıcı konular olarak öne çıkmaktadır. Toplumsal değişmenin özellikle yeni kuşaklar üzerinde, geçen zamanla doğru orantılı olarak, daha etkili olacağı anlaşılmıştır.

Yeni Bir Dünya Algısı Olarak Dünya Şehir-Sistem Yaklaşımı

Musa Yavuz Alptekin | Journal of Social Science Studies, Volume 5, Issue 8, December 2012, pp. 75-88.

Özet / Abstract

Dünya üzerinde son on yıllarda yaşanan demografik gelişmeler, şehir konusunun “Dünya Şehir-Sistem” çerçevesinde ela alınmasını zorunlu kılmıştır. Yaklaşık olarak, 2000 yılından itibaren Dünya nüfusunun yarıdan fazlası şehirlerde yaşamaya başlamıştır. Günümüz itibariyle dünya nüfusunun yarıdan fazlasının şehirlerde yaşadığı bu mekânlarda insanların benzer beşeri örgütlenmelere girdikleri, benzer üretim ve tüketim süreçlerine tabi oldukları, benzer biçimlerde sınırlar ötesi çevreyi kirlettikleri ve benzer yöntemlerle bu kirlenme ile devlet sınırlarını aşan bir mücadeleye giriştikleri hesaba katılırsa, şehir konusunun bir “Dünya Şehir-Sistem” çerçevesinde ele alınması gerektiği kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Bugün dünya üzerinde 200 kadar devlet bulunmaktadır. Bunların aralarında başta siyasi, sosyal ve ekonomik olmak üzere çeşitli ilişkiler mevcuttur. Bu ilişkilere bakılarak, dünya üzerinde uluslar arası bir sistemden bahsedilebilmektedir. Bugün dünya üzerinde 500 kadar milyonluk şehir bulunmaktadır. Bunların birçoğu arasında da benzer ilişkiler mevcuttur. Bu dönüşüme bakılarak, bugün bir “Dünya Şehir-Sistem”den bahsetmek mümkün hale gelmiştir. Nitekim 1990’lardan itibaren çeşitli isimler altında bu konu işlenmektedir. “Dünya Şehir-Sistem” yaklaşımı da son on yılların ürünü bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımda özellikle belli ekonomik, enformatik ve kültürel özelliklere sahip şehirlerin etkileşim halinde olduğu bir ‘sistem’ kapsamında düşünülmesi söz konusudur. Konuyla ilgili makale ve kitap yazan belli başlı isimlerden bazıları Peter J. Taylor, G. Catalano, D. R. F. Walker, David A. Smith, Michael Timberlake, Jeffrey Kentor, Roberto Capello, gibi az sayıdaki şehirleşme uzmanı ve akademisyendir.

Bayburt’ta Bir Sosyal Bütünleşme Örneği: Demirözü’nün Etnik, Demografik, Ekonomik ve Sosyal Yapısı

Musa Yavuz Alptekin | Uluslararası Karadeniz İncelemeleri Dergisi, Sayı: 6, Bahar 2009. ss. 113-160.

Özet / Abstract

Demirözü Bayburt’un iki ilçesinden biridir. Demografik ve sosyal yapısı itibariyle Karadeniz ve çevresindeki ilçelerin genel karakteristiğinden farklılık arz eder. Bugünkü Demirözü nüfusunu oluşturan ailelerin en eskisi burada yüz yıllık geçmişe sahiptir. Diğerleri ise, derece derece daha yakın zamanlarda buraya yerleşmiş ailelerdir. Demirözü’ne sırasıyla Artvin, Rusya, Revan, Erzurum, Ankara, Gümüşhane ve Bayburt’un diğer köylerinden değişik sayıda ve değişik mezhep, meşrep ve kökenden insanlar göç etmiştir. Yaklaşık 50-100 yıllık süreçte bugün Demirözü’nde tam anlamıyla bir sosyal bütünleşme yaşanmaktadır. Çevrede yaşayan halk tarafından “dolma” veya “beynelmilel” diye nitelendirilen Demirözü bugün yeni bir sosyal oluşumun mekânı olarak, örneğine ancak büyük şehirlerde rastlanabilecek “erime potası” işlevi görmektedir.

Şehirleşmenin Boyutları ve "Dünya Şehir-Sistem"i

Musa Yavuz Alptekin | Akademik Araştırmalar Dergisi, Sayı: 43, Yaz 2009, ss. 19-40.

Özet / Abstract

Tarihte hiçbir toplum nüfusunun %10’undan fazlasını şehirli toplum haline getirebilmiş değildir. Geçmişteki en gelişmiş toplumların bile en fazla bu kadarı şehirleşmiştir. Roma, Çin, Abbasi, Samani, Selçuklu ve Osmanlı tecrübelerinden hepsi böyledir. Oysa 19.yy’dan itibaren sanayileşen toplumlar en az % 50’si şehirlerde oturan şehirleşmiş toplumlar olmuşlardır. Önce batılı toplumlarla sınırlı olan bu toplumsal dönüşüm, 20.yy.ın ikinci yarısından itibaren dünya nüfusunun büyük bölümü olan Gelişmekte Olan Ülke (GOÜ)’lere sıçramıştır. Hızla şehirleşen bu ikincilerle birlikte 2000 yılından itibaren dünya nüfusunun en az % 50’si şehirli hale gelmiştir. Dünyanın bütün toplumlarını kuşatan bu yapısal dönüşüm, onların aralarındaki siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel ilişkileri de farklı bir sistem dâhilinde yeniden tanımlamalarını gerekli kılmıştır. Bugüne kadar Medeniyet, Ulus-Devlet, Modern Dünya Sistemi ve Küreselleşme gibi kavramlarla incelenen dünya toplumları arasındaki ilişkilerin bugün “Dünya Şehir-Sistem” kavramı çerçevesinde incelenmesi mümkün hale gelmiştir. Zira dünya üzerindeki 5 bin kadar şehir yerleşimi ve buralarda yaşayanlardan oluşan dünya şehirli nüfusu ve bunlar arasındaki siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel etkileşim ve eşgüdümlülük ağı, böylesi bir incelemeyi adeta zorunlu hale getirmiştir.

Şehir-Birimli Sistem Yaklaşımları ve Dünya Şehir Sistem’in Yükselişi

Musa Yavuz Alptekin | Civilacademy, Sayı: 22, Kış 2010, ss. 83-100.

Özet / Abstract

Dünya üzerinde 200 kadar devlet bulunmaktadır. Bunların aralarında başta siyasi, sosyal ve ekonomik olmak üzere çeşitli ilişkiler mevcuttur. Bu ilişkilere bakılarak, dünya üzerinde uluslar arası bir sistemden bahsedilebilmektedir. Bugün dünya üzerinde 500 kadar milyonluk şehir bulunmaktadır. Bunların birçoğu arasında da benzer ilişkiler mevcuttur. Bu dönüşüme bakılarak, bugün bir Dünya Şehir-Sistem’den bahsetmek mümkün hale gelmiştir. Nitekim 1990’lardan itibaren çeşitli isimler altında bu konu işlenmektedir. Bu konuyu çalışan bilim adamlarından ve onların olguya verdikleri isimlerden bazıları şöyledir: J. Friedmann, “World City Hierarchy”; A. King “Global Network of Cities”; S. Sassen, “Transnational Urban System”; D. Smith ve M. Timberlake, “World City System”; F.-C. Lo ve Y.-M. Yeung, “Global Urban Network”, Smith ve Timberlake, “Cities in Global Matricies” ve P. J. Taylor “World City Network”. Bu makalede, öncelikle hiyerarşi mantığı üzerine kurgulanmış olan bu çalışmalar incelenecek ve ardından farklı bir yaklaşım olarak Dünya Şehir-Sistem açıklanacaktır.

Fıkıh, Kelam ve Tasavvuf Alanında, Hanefilik, Maturidilik ve Yeseviliğin Türk Müslümanlığı Zaviyesinden Tahlili

Musa Yavuz Alptekin | Bilig Dergisi, Sayı: 20. Kış 2002, ss.25-56.

Özet / Abstract

Turkish-Islamic Civilization process started as masses of Turkish people and their states had converted to Islam starting especially from the tenth century. This civilization is based on the interaction of Islam religion and the accumulation of Turkish culture and practices they improved before Islam. It is the purpose of this study to analyze the three most influential sources of Turkish-Islam with the primary focus on the interaction among these sources. These three sources, as various schools of Islam’s basic faith systems, are Hanafite in Fiqh, Maturidite in Islamic Theology and Sufism in Yesevidite. The reason for this study to be based on these three Islamic schools comes from the socio-historical realities indeed. As a matter of fact, Turks got their fiqh interpretation from Hanafite perspective, the details of Islamic Theology from Maturidite School, and the practices together with the details on Sufism from Yesevidite sources of Islam with its broadest meaning. Hence, as far as the religious sects of the Turks are concerned, we see Hanefite as their applied madhhab and Maturidite as their believing madhhab. Yesevidite marked the start of their Sufi life which is again further shaped by it in time. It would not be wrong to state that Turks are from Yesevidite in Sufism as well. As will be seen when these three schools are investigated that historical-political and more importantly socio-cultural conditions required becoming widespread these believes amongst Turks. Because of this socio-cultural background in detail, in style, in artistic delight and in daily life flow, the particular Muslim faith has performed peculiar to Turks’ temperament. This is a process, and as long as social change and evolution goes on this process will go on. But, Hodca Ahmad Yesevi’s place is unique in beginning of this process as a leading figure that specialist of these three mentioned sources in detail and who composed them. For this reason, in this study Yesevidite that whom founded as a Tarikat can be able to evaluate as shaping factor and practices himself, is seen as a master and paramount identity of Turkish-Islam.

Ulusal Hakemli Dergiler

Üniversite Eğitimi Aşamasında Başörtüsü Alma (Baş Örtme) Davranışının Analizi

Emine Yaldız, Musa Yavuz Alptekin | İmgelem, Sayı: 1, 2017.

Özet / Abstract

Bu çalışma Karadeniz Teknik Üniversitesi’ndeki öğrencilerin üniversite aşamasında başörtüsü alma davranışını analiz etmek amacıyla yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde öğrenim gören ve üniversite eğitimi aşamasında başörtüsü almış (Başını örtmüş) bulunan 75 kız öğrenciye anket uygulanmıştır. Anket soruları, kapalı uçlu sorulardan ve beşli likert tipi sorulardan oluşmuştur. Çalışmadan elde edilen anket verilerinin analizi SPSS programı ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizi sonucunda, üniversite eğitimi aşamasında başörtüsü alma davranışının görüntüde ve sunumda dini ve dinsel olmakla birlikte, çapraz sorularla ortaya çıkarıldığı üzere, meselenin derininde, arka planında ve doğaçlama boyutunda hiç de böyle olmadığı, söz konusu davranışın pekala sosyal bir davranış olduğu ve gelecekle ilgili kaygıları azaltmaya yönelik pragmatik bir davranış olduğu ortaya çıkmıştır. Daha somut bir ifadeyle, Gerek ailenin başörtüsü alma konusundaki özendirmesinin ve gerek üniversite öğrencisi gencin başörtüsü alma davranışının altında ve arka planında kontrollü sosyalleşme, normatif olarak kendi kimliğine uygun bir topluma katılma, nihayet kendi sosyal çevresine uygun bir eş adayı ve iş bulma kaygısından kaynaklandığına yönelik güçlü işaretlere ulaşılmıştır.

Trabzon Halkının Dünya, Dünyalık ve Ekonomik Kazanç Algısı

Büşra Karakuş, Musa Yavuz Alptekin | İmgelem, Sayı: 1, 2017.

Özet / Abstract

Bu çalışma Trabzonlu olan ve Trabzon’da yaşayan insanların dünya, dünyalık ve ekonomik kazanç algılarını incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma doğrultusunda Trabzon ilinde doğmuş olan ve Trabzon’da yaşayan 100 kişi ile görüşülmüştür. Verilerin elde edilmesinde anket yöntemi kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen anket verilerinin analizinde SPSS programından faydalanılmıştır. Az sayıdaki açık uçlu ama kısa cevaplı mülakat sorularının analizi ise manuel olarak değerlendirilerek, yorumlanmıştır. Yürütülen çalışmanın sonucunda, ortalama Trabzon insanının özgüveni yüksek, varlıklı ve zengin olmayı önemseyen, ekonomik dinamizme sahip, paraya ve para kazanma yollarına önem veren, alımlı ve gösterişli yaşamayı seven bir insan tipolojisine sahip olduğu ortaya çıkmıştır.

Şehirden Kente Mekânsal Dönüşüm

Musa Yavuz Alptekin | Doğu Batı, Sayı: 67, 2014, ss. 33-61.

Özet / Abstract

Modernleşmenin dünya üzerinde yaygınlaşmasının bir eseri veya küreselleşmenin bir sonucu olarak dünya hızla şehirleşmektedir. Genelde 2000 yılından itibaren dünya nüfusunun kent ve kır ağırlık merkezinin kentlerden yana değiştiği bilinmektedir. Bu dönüşüm basit bir biçimsel dönüşüm değil, siyasi, sosyal ve kültürel etkileri belirgin bir dönüşümdür. Basitçe, on iki bin yıllık kırsal hayatın geçerli yaşama biçimi oluşunun da sonu anlamına gelmektedir. Bu süreç, kapsamlı birçok dönüşümü de beraberinde getiriyor. Toplumsal kurumlar kendini yeni koşullara uygun olarak yeniden tanımlarken; bireyin aile ve toplum içindeki rolü ve işlevi dönüşmekte, sosyal sistemle farklı bir ilişki tarzına girmektedir. Etkileri sayılamayacak kadar kapsamlı olabilecek bu dönüşüm, muhtemelen geçen yüzyıllarda Endüstrileşme ve Fransız İhtilali’nin gösterdiği etkiye benzer bir etki göstererek, içerisinde bulunduğumuz yüzyılın entelektüel gündemini de belirleyen temel gelişme olacaktır.

Max Weber’in Batı-Bağımlı ‘Evrensel’ Şehir Anlayışı ve İslam Şehirleri İle İlgili Değerlendirmelerinin Kritiği

Musa Yavuz Alptekin | Muhafazakâr Düşünce, Ocak-Mart 2010, Sayı: 23, ss. 51-71.

Özet / Abstract

Bütün bilimlerin bir toplum bağlamı vardır. Dünyanın her yerinde geçerli evrensel bir bilim söylemi gerçekte bir dayatmadan ibarettir. Pozitivist bilim paradigmasının ileri sürdüğü evrensel bilim iddiası da aslında böyle bir dayatmadır. Böyle olduğu için post-pozitivist düşünürler teori geliştirmeye kanun koymaya ve benzeri faaliyetlere karşı çıkmaktadırlar. Özünde şehir ve şehir sosyolojisi bilim dalı da toplumların kendine özgüdür. Aksi bir yaklaşım toplumların çeşitliliğini ve şartlarının farklı oluşunu göz ardı eden yaklaşımlar olmaktadır. Genelde bütün Batılı bilim adamlarında görülebildiği üzere, Max Weber’in çalışmalarında da bu durum bütün vurgusuyla mevcuttur. Weber’in modern Batı şehrini bile ne kadar eksiksiz tanımladığı tartışmalı iken; bu tanımı bütün dünyaya model olarak sunması, gerçekte bir dayatmadan, diğer toplumlar ilkelliğe mahkûm etmeden ibarettir. Bu makalede, Weber’in söz konusu yaklaşımı İslam Şehirleri kapsamında incelenmekte ve eleştirilmektedir.

Toplumsal Ortak Kaderin Siyasi Tezahürü Olarak Ulus-Devlet veya Küresel Bir Siyasi Proje Olarak Etnik Devlet: Ortadoğu Kürt Siyasetinin Toplumsal Analizi

Musa Yavuz Alptekin | Stratejik Öngörü, Sayı: 13, Haziran 2009, ss. 91-112.

Özet / Abstract

Açıklama eklenecek.

Şehir, Şehir Toplumu ve Şehir Sosyolojisi: Tanım-Teori-Yorum

Musa Yavuz Alptekin | Sosyoloji Konferansları, Sayı: 35. ss. 57-83.

Özet / Abstract

‘Şehir nedir’, farklı ve kendine özgü nitelikleriyle ‘şehir toplumu nasıl bir toplumdur’ sorularına hem bilim disiplinleri arasında ve hem de disiplinler içerisinde farklı bilim adamları arasında farklı yaklaşımlar söz konusudur. Bu tanımlama farklılıklarından ilki, her bilim disiplininin şehri ve şehir toplumunu kendi verilerini anlamlı bir şekilde kullanabileceği biçimde tanımlamak istemesinden kaynaklanmaktadır. Bu eğilim ise son derece tabiidir. Diğer bir farklılık sebebi, tanımların toplumlara ve zamana bağlı olarak değişiklik göstermesidir. Aynı şekilde bu durum dahi son derece kaçınılmaz ve normaldir. Bununla beraber, bu makalede, hem bugüne kadarki farklı şehir ve şehir toplumu tanımları ve hem de şehir sosyolojisi disiplini göz önünde bulundurularak, günümüz şartlarına ve şehir sosyolojisi verilerini en iyi bir şekilde değerlendirmeye uygun etraflı bir tanımlama yapma gayreti içerisine girilecektir. Bu çerçevede, dünden bugüne Avrupa’dan ve Amerika Birleşik Devletlerinden belli başlı Şehir Sosyolojisi ekol ve temsilcilerinin şehir ve şehir toplumu tanımları incelenip zaman ve dünya toplumlarının geneli karşısında geçerlilikleri, yeterli-yetersiz yönleri tartışılacaktır. En son olarak bütün bu bilgilerden, değişen dünya şartlarında, bugünün toplumlarına en uygun düşebilecek bir şehir ve şehir toplumu tanımı çıkarılmak suretiyle, şehirleri ve buralarda yaşayan toplumları inceleyen şehir sosyolojisinin konusu detaylı bir şekilde belirlenmeye çalışılacaktır.

Toplumsal Zihniyet Olgusu ve İktisadi Sosyal Gelişme ile İlgisi

Musa Yavuz Alptekin | Sosyoloji Konferansları, Sayı: 32. ss. 91-123.

Özet / Abstract

İçtimai hayat, toplumun içinde bulunduğu dış şartların ve içerisinde barındırdığı bütün dinamiklerin tesiriyle şekillenir. Genellikle, bir dinamiğin tek başına şekillendirmesinden ziyade, dinamikler arası etkileşim, söz konusu şekillenmeye öncülük eder. İktisadiyat da, içtimai hayatın bir parçası olarak, toplumsal dinamiklerin bu karşılıklı etkileşimiyle şekillenir. İçtimai hayatın içerisinde bulunduğu bütün harici şartlar ve içinde barındırdığı hemen her dinamik, iktisadi hayat üzerine bir tesir icra eder. Tabiat ve iklim şartları, demografik ve siyasi yapı, din ve kültür bunların başlıcalarıdır. Bunların tamamının uzun zaman uygulanmasının toplumda meydana getirdiği toplumsal dünya görüşü ve ortak bakış tarzına ise toplumsal zihniyet denilecektir. Bu çalışmanın amacı, toplumsal zihniyet olgusunun, iktisadi gelişmeler üzerine tesirini araştırmak, bunu seçilmiş bazı tarihi süreçler içinde incelemektir. Bunu yaparken, biri yerli ve diğeri yabancı olmak üzere, kendilerine başvurulacak en önemli iki isimden birincisi Sabri Ülgener ve ikincisi de Max Weber olacaktır.

Avrupa Birliği'nde Kültürel Entegrasyon ve Türkiye’nin Durumu

Musa Yavuz Alptekin | Stratejik Öngörü, Sayı: 1 Mayıs 2004. ss.72-82.

Özet / Abstract

Bu makalenin konusu, Avrupa Birliği’nin uzun vadede en önemli sorunlarından biri olan Kültürel Entegrasyon olacaktır. Kültürel entegrasyon diğer alanlardaki entegrasyon türlerine nispetle daha uzun zaman gerektiren bir sorundur. Bu nedenle bir ‘toplumsal süreç’ olarak kabul edilecektir. Bu süreçte Avrupa Birliği’nin avantaj ve dezavantajları gözler önüne serilmeye çalışılacak ve her bir safhada Türkiye’nin durumu incelenecektir. Avrupa Birliği devletler-üstü bir yapılanma olarak, benzer teşebbüslerin yaşayacağı en temel üç entegrasyonu eşzamanlı olarak yaşamaktadır. Bunlar kültürel entegrasyonun yanı sıra, ekonomik ve siyasi entegrasyonlardır. Devletler-üstü (supranasyonal veya transnasyonal) yapılanmalar için bu üç aşamadan hepsi de vazgeçilmezdir. Avrupa Birliği süreci, bütün bu entegrasyon aşamaları itibariyle topyekün bir incelemeye tabi tutulabileceği gibi, sadece birisinin ağırlıkta olduğu, diğerlerinin onu açıklamada yardımcı ve ikinci planda tutulduğu bir inceleme de yapılabilir. Bir makalenin sınırlarına bunlardan ancak birisi sığdırılabileceği için bu çalışmada sadece kültürel entegrasyonun merkezde olduğu bir inceleme yapılacaktır. Ekonomik ve siyasi entegrasyon süreçlerinden ise, kültürel entegrasyonu açıklamada yardımcı unsurlar olarak istifade edilecektir. Avrupa Birliği’nin entegrasyon süreci bugüne kadar ekonomik ve siyasi aşamaları itibariyle incelenmiş ama kültürel entegrasyona gerekli ağırlık verilmemiştir. Entegrasyonun güncel ve popüler yönleri olarak ekonomik ve siyasi aşamaları ön plana çıkmıştır. Bu çalışmada ise, AB entegrasyon sürecine kültürel entegrasyon merkezli bir yaklaşım sergilenecektir.

Ortadoğu’nun Sosyo-Kültürel Yapısı ve Büyük Ortadoğu Projesi

Musa Yavuz Alptekin | Stratejik Öngörü, Sayı: 1 Mayıs 2004. ss.72-82.

Özet / Abstract

Orta Doğu coğrafyasında etnik-toplumsal yapının uluslararası ilişkileri belirleme noktasındaki gücü dünyanın diğer bölgelerindekine oranla daha fazladır. Ne Amerika ve ne de Avrupa’da etnik-sosyal yapı siyasi, stratejik rolü itibariyle, devlet ve coğrafi yapının yanı sıra  bu denli etkili olmuştur. Orta Doğu etnik gurupların, ulus altı sosyal yapıların ve geleneğin hala çok canlı olduğu bir bölgedir. Bu coğrafyada uluslararası stratejiyi büyük oranda bahsedilen ve hala çok etkili olan etnik guruplar, ulus altı sosyal yapılar ve toplumların geleneksel yapısı belirler. Bu makalede söz konusu bu “belirleme” gücünün derecesini ve yönünü kavrayabilmek üzere Orta Doğuda yasayan belli başlı etnik gruplar ve çok genel olarak bunların sosyal yapıları incelenecektir.

Sosyolojinin Problemli Bir Konusu Olarak, "Sosyal Sınıf" Kavramı Üzerine Önemli Sosyologların Düşünceleri ve Yorumlar

Musa Yavuz Alptekin | Sosyoloji Konferansları, Sayı: 26. ss. 281-308.

Özet / Abstract

Sosyoloji’de “sınıf” kavramı incelenirken, meseleye sosyal gerçeklikten mi, yoksa “sınıf” sözcüğünün ifade ettiği manadan mı girilecektir? Sözcüğün ne mana ifade ettiği, sözlükte nasıl tanımlandığı önemli olabilir. Fakat sosyal gerçeklikten bağımsız bir sözlük çalışması, her şeyden önce sosyolojik bir çalışma olmaktan uzak olacaktır. Bu gerçeği Philippe Beneton şöyle dile getirir: “Sözcüklere gereğinden fazla bağlı kalınırsa başka bir tehlike ortaya çıkabilir: sözcüklerin içinde boğulmak ve reel olanı gözden kaçırmak. Önemli olan, gerçeğin kendisinide ilgilendiren öze ilişkin sorunlardır. Terminoloji sorunu –toplumsal sınıftan ne anlaşılmalıdır?- öze ilişkin sorunlara tabidir.” Beneton bu uyarıyı yaptıktan sonra, sosyal hayata malolmuş bir sözcüğün incelenmesinde, iki tip tanımlama yolu seçilebileceğini belirtir. Bunlar da ‘adsal tanım’ ve ‘reel tanım’ dır. Adsal tanımı sözcüğün tanımlanması olarak görür. Ona göre adsal tanım, sözcüğün belirttiğini söylemekle yetinir ve reel olana ilişkin hiçbir öneri içermez. Diğer yandan reel tanım ise olup bitenin tanımıdır, sosyal gerçekliği içinde onu tanımlamayı amaçlar, reeli yorumlar. Araştırmada metoda yönelik bu uyarıları göz önünde bulundurmak kaydıyla, ‘Sosyal sınıf’ların sosyoloji ilmi çerçevesinde tahlil ve tedkikine geçmeden önce Beneton’un belirttiği üzere, sosyal gerçeklik içerisinde ‘sınıf’ sözcüğünün dünden-bugüne doğru nasıl geldiği ve ne tür bir değişim geçirdiği noktasına değinmek isabetli olacaktır.

Dünya Nüfusunun Yarıdan Fazlasının Şehirlerde Yaşayacağı 21. Yüzyılda, Daha da Revaç Bulan Bir Sosyoloji Alt Disiplini Olarak ‘Şehir Sosyolojisi’ ve Mahiyeti Üzerine

Musa Yavuz Alptekin | Sosyoloji Konferansları, Sayı: 26. ss. 235-240.

Özet / Abstract

İnsanlık, tarihinde belli başlı iki farklı yaşam tarzının örneğini vermiştir. Bunlardan biri “Göçebe Toplum” örneği, diğeri ise “Yerleşik Toplum” örneğidir. Yerleşik toplum tipi, ayrıca kendi içinde çok farklı yaşam tarzlarından, teşkilatlanma yapılarından dolayı, değişik kategorilerde incelenebilir. Klan toplumu, aşiret, boy, soy, sop yapılanmaları ve köy, kasaba, site (city) yaşamları bunlardan bir kaçıdır. Bu toplumsal yapılar, fiziki oluşumlar, küçük değişimlerle beraber, binlerce yıl toplumların hayatını, yaşam tarzını belirleyici temel kriterler olmuşlardır. Ta ki yerleşik hayat tarzı bağlamında, modern şehir olgusunun doğmasına kadar. Modern Şehirle beraber yerleşik yaşam tarzı yepyeni bir çehreye bürünmüştür. Bugün modern şehri bizzat yaşıyoruz. Geleneksel yerleşim birimlerinden farkını idrak edebilmek için ise, bunları, en azından bunlardan geleneksel şehri analiz etmemiz gerekir.

Ulusal Dergiler

Zarfa ve Mazrufa Dair: Mekân ve İnsan

Musa Yavuz Alptekin | Şehir ve Toplum, Sayı: 5, 2016.

Özet / Abstract

Varlığın tabiatında iç ve dış, içerik ve kılıf, mazruf ve zarf ilişkisi somut ve ayrılmaz bir ilişkidir. Tabiatta kınsız, kılıfsız ve zarfsız hiçbir varlık söz konusu değildir. Varlık, kabıyla ve kılıfıyla kaim ve daimdir. İşte insanın da çeşitli anlamlarda kabı, kını, kılıfı, değim yerindeyse zarfı vardır. Mekân, insanın kabı, kını, kılıfı ve zarfıdır. Metafor hatalı olsa da, “teşbihte hata olmaz”. Zira insan ve mekân arasındaki ilişki, istiaredeki zarf ve mazruf arasındaki ilişki gibi tekdüze veya monoton değildir. Aksine dinamik, aşamalı, çok boyutlu ve karmaşıktır. İnsan ve mekân; toplum ve şehir diyalektik bir ilişkinin derinlikli aktörleridirler. Modernleşmenin dünya üzerinde yaygınlaşmasının bir eseri veya küreselleşmenin bir sonucu olarak dünya hızla şehirleşmektedir. Genelde 2000 yılından itibaren dünya nüfusunun kent ve kır ağırlık merkezinin kentlerden yana değiştiği bilinmektedir. Bu dönüşüm basit bir biçimsel dönüşüm değil, siyasi, sosyal ve kültürel etkileri belirgin bir dönüşümdür. Basitçe, on iki bin yıllık kırsal hayatın geçerli yaşama biçimi oluşunun da sonu anlamına gelmektedir. Bu süreç, kapsamlı birçok dönüşümü de beraberinde getiriyor. Toplumsal kurumlar kendini yeni koşullara uygun olarak yeniden tanımlarken; bireyin aile ve toplum içindeki rolü ve işlevi dönüşmekte, sosyal sistemle farklı bir ilişki tarzına girmektedir. Etkileri sayılamayacak kadar kapsamlı olabilecek bu dönüşüm, muhtemelen geçen yüzyıllarda Endüstrileşme ve Fransız İhtilali’nin gösterdiği etkiye benzer bir etki göstererek, içerisinde bulunduğumuz yüzyılın entelektüel gündemini de belirleyen temel gelişme olacak gibi görünmektedir.

Avrupa Birliği’nde Kültürel Entegrasyon ve Türkiye Açmazı: Küresel-Medya-Politik Yaklaşım (II)

Musa Yavuz Alptekin | 2023 Dergisi, Sayı: 84, 15 Nisan 2008. ss. 68-79.

Özet / Abstract

Eklenecek

Avrupa Birliği’nde Kültürel Entegrasyon ve Türkiye Açmazı: Küresel-Medya-Politik Yaklaşım (I)

Musa Yavuz Alptekin | 2023 Dergisi, Sayı: 83, 15 Mart 2008. ss. 56-64.

Özet / Abstract

Eklenecek

Din Değiştiren Türkler Benliklerini de Yitirirlerken İslam’a Giren Türk Boyları Nasıl Türk Olarak Kalabildiler?

Musa Yavuz Alptekin | Türk Dünyası Araştırmaları, Sayı: 126 Haziran 2000. ss. 79-88.

Özet / Abstract

Türkler daha İslamiyet’e girmeden önce, eski Dünya karasından Afrika hariç Asya ve Avrupa’nın hemen tamamında, farklı farklı zamanlarda da olsa yurt tutmuş, devlet kurmuş ve buralara nüfuz etmiş bir tarihi geçmişe sahip idiler. Bunun tabii bir sonucu olarak, belki Dünyada başka bir milletin tarihi boyunca karşılaşmadığı kadar çok farklı kültürlerle karşılaşmış ve temas kurmuşlardır. Buda karşılıklı kültür alışverişi demektir. Köklü bir kültüre sahip siyasi ve ekonomik gücü üstün milletlerin bu ‘alış-veriş’te baskın olacağı düşünülürse; Türklerin bütün bu coğrafyada, özelliklede Asya’da üzerine tesir etmediği, bir iz bırakmadığı kültür yok gibidir. Bu etkinliğin sebebi mevzuumuz dışında olmakla beraber, temelde Türklerin göçebe-bozkır hayatı yaşamalarına bağlanabilir. Bu yaşam biçiminin bir gereği olarak Türkler, mesela ne bir orman kavmi olan Moğolların kendilerini ormanlı alanla ve ne de şehir milleti olan Yunanlıların kendilerini şehirle sınırlandırdıkları gibi belli bir saha ile hayatlarını sınırlandırmışlardır. Aksine atlarının ve sürülerinin gidebildiği yere kadar vatanlarını genişletme, yaşam tarzları gereğiydi.

Anadolu’nun Vatanlaştırılmasında Türk Halk Dervişlerinin Rolü: Abdal Yakub ve Faaliyetleri

Musa Yavuz Alptekin | Türk Dünyası Tarih Dergisi, Mart 2001. ss. 29-36.

Özet / Abstract

İlk Osmanlı tarih yazıcılarından Aşıkpaşazade, özellikle 13. ve 14.yy’larda Anadolu’nun teşkilatlı bir toplum şemasına işaretle, dört önemli zümrenin isimlerini zikreder. Bunlar; Gaziyan-ı Rum, Ahiyan-ı Rum, Abdalan-ı Rum ve Bacıyan-ı Rum zümreleridir. Gaziyan-ı Rum, Anadolu’da daha çok uç bölgelerde kafire karşı cihad yapan zümreyi, Ahiyan-ı Rum, tarikat ehli ile de, gazilerle de sıkı münasebetleri olan zanaatkar zümreyi, Abdalan-ı Rum, Anadolu’nun göçebe ve sivil topluma hitabeden  tarikatların mensubu olan dervişler zümresini ve Bacıya-ı Rum’da, bu dervişler zümresinin kadınlar kısmını teşkil ederler.

Cumhuriyet’in Kuruluşunun 75. Yılına Gelindiğinde ‘Türkiye’ Adına Üç Farklı Açıdan Bakış

Musa Yavuz Alptekin | Yeni Türkiye Dergisi, Cumhuriyet Özel Sayısı. 1998. Sayı: 23-24, Cilt:1, ss. 537-541.

Özet / Abstract

Eklenecek

Üniversite Gençleri Arasında Gündem Yapılmaya Çalışılan Bazı Fikirler ve Bunların Bilimsel Kritiği

Musa Yavuz Alptekin | Köprü, (“Güneydoğu’daki Etnik Problemler ve Çözüm Arayışları” Özel Sayısı), Sayı: 98. Bahar 2007. ss. 197-210.

Özet / Abstract

Türk ve Kürt kardeştir. Bu ifade kelimenin hiçbir anlamıyla ‘edebiyat’ değildir. Aksine, hem tarihi, hem dini ve hem de toplumsal-kültürel bir gerçektir. Türk ifadesi ne kadar dar anlamda düşünülürse düşünülsün, Kürt ile beraber olamayacak kadar dar bağlamda düşünülmemiştir. Bu bağlamda müspet Türk milliyetçiliği dahi, kendi içinde Kürt toplumunu ve onların haklarını da kapsar. Bu değerler böylesine bir birine girift haldedir. Bu milletin binyıllara varan tarihi tecrübesi, en az bin yıldır evrensel bir dine mensup olması ve nihayet, toplumsal hayatta Kürtlerle tecrübe edilen ortak uygulamalar, böyle bir ‘dışarıda bırakma’ya müsaade edecek durumda değildir. Eğer Türklerle Kürtlerin tarih öncesi devirlerden bir akrabalığı yok idiyse bile, son bin yılda bu fazlasıyla gerçekleşmiştir. Dolayısıyla hem din, hem kültür ve hem de toplumsal bir kardeşlik bizzat yaşayan bir gerçektir. Hal böyleyken ayrılıkçı eğilimlerin Kürtleri farklı bir zeminde düşünmeleri son derece suni ve zorlama bir yaklaşımdır. Bununla beraber, nifak faaliyeti de denebilecek olan, bu milletin içine sokulmaya çalışılan ayrılıkçı yaklaşımlar, büsbütün metotsuz da değildirler. Aksine, son derece sinsi bir metotla, ayrılıkçı ideolojik fikirlere taraftar toplanmaya çalışılmaktadır. Bu metodun en önemli aşaması, dezenformasyon bombardımanına tabi tutmak ve yanıltmak suretiyle taraftar bulma şeklinde seyretmektedir. Yanıltmak için ise, yanlışlığı büsbütün ispatlanmış fikirler savunulmayıp, bir tür ‘çingene kurnazlığ’ıyla, doğrunun karşısında ama ona en yakın yerdeki yanlış fikirler doğru gibi sunularak bu sonuç elde edilmeye çalışılmaktadır. Mesela bu tür yaklaşımlar doğrudan doğruya Türk ve Kürtlerin birbiriyle hiçbir ortak toplumsal bağı bulunmadığını veya bu iki toplumun dini inançlarının farklı olduğunu veya bin yıllık beraberliğin tamamen tesadüfe dayalı olduğu, toplumsal hiçbir sonucunun doğmadığını iddia etmek gibi son derece afakî iddialar ile gün yüzüne çıkmamaktadır. Söz konusu yaklaşımlar, bu iddialara yakın duran yanlış ama bir ağızda çürütülüp kenara atılması kolay olmayan konuları gündeme getirmektedirler. Daha çok üniversiteli gençler nezdinde kabul ettirilmeye çalışılan bu yaklaşımlardan en önemli beş tanesi bu makalede ele alınacak ve ilk olarak bunların bilimsel bir dayanağının bulunup bulunmadığı, ikinci olarak da, gündeme geliş sebeplerinin yanıltma amaçlı, ideolojik dezenformasyon hedefine yönelik olduğu açık bir şekilde ortaya koyulacaktır.